TÜRKİYE & AZERBAYCAN Dergilerimiz Röportajlar Makaleler Diaspora Sosyal Medya İnfografik Makale Çağrısı Hakkımızda İletişim
Ermenilerin Karabağ Savaşlarında İşlediği Savaş Suçları Üzerine Bir İnceleme | Türkiye Azerbaycan Dergisi

Ermenilerin Karabağ Savaşlarında İşlediği Savaş Suçları Üzerine Bir İnceleme

Rusya 19. yüzyıldan itibaren gerek kendi topraklarındaki gerekse Osmanlı İmparatorluğu’ndaki Müslüman olmayan grupları destekleyerek Orta Asya ile Anadolu arasında etnik bir bariyer oluşturma hedefine yönelmiş ve Türk toprakları üzerinde yaşayan Türkleri bölgeden çıkartarak yerlerine Ermenileri yerleştirmiştir. I. Dünya Savaşı sonrası gelişen devrim ve Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB)’ne geçiş sürecinde bölge Sovyetler Birliği hakimiyetine girmiştir. Sovyetler Birliği 5 Temmuz 1921 tarihinde Karabağ’ı Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’ne bağlamıştır.

Sovyetler Birliği Başkanı Joseph Stalin döneminde bölgeye yerleştirilen Ermeni nüfus gerekçe gösterilerek 1923’te Karabağ’a idari açıdan özerklik verilmesi tavsiye edilmiş ve böylelikle, Karabağ, Sovyetler Birliği döneminde Azerbaycan’a bağlı, başkenti Hankendi olan özerk bir vilayet haline gelmiştir. Sovyetler Birliği, 1989 yılının Kasım ayında, Karabağ'ın özerkliğini kaldırıp doğrudan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ne bağlamıştır. Bu karara Ermeniler ve bölge yönetimi itiraz etmiş ve Karabağ Özerk Yönetimi’nin Ermenistan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti ile birleştiğini açıklanmıştır.

Aralık 1991’e gelindiğinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılması ile bağımsızlık savaşları başlamıştır. Yeni kurulan Rus orduları Karabağ bölgesinde Müslüman olmayan Ermenilerden yana tavır almıştır. Azerbaycanlılar Rus destekli Ermeni saldırılarına hazırlıksız yakalanmıştır. 1 milyona yakın Azerbaycanlı evlerini, anılarını ve mezarlarını bırakarak yaşadıkları toprakları terk etmek zorunda kalmıştır. Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki I. Karabağ Savaşı 1994 yılında Bişkek Protokolü imzalanana kadar devam etmiştir. Ermeniler yaklaşık 30 yıl boyunca hukuksuz bir şekilde Azerbaycan’ın yaklaşık yüzde 20’sini işgal altında tutmuştur. Bu işgal boyunca 20 bin Azerbaycanlı şehit olurken 1,5 milyondan fazla sivil zorla göç etmek zorunda kalmıştır.

Sorunun barışçıl çözümü için uluslararası örgütler devreye girmiştir. Mart 1992’de Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) bünyesinde Minsk grubu oluşturulmuştur. Grubun eş başkanlığını Fransa, ABD ve Rusya üstlenmiştir. Ancak, AGİT Minsk grubunun 28 yıllık çalışması ve yürüttüğü müzakereler sonuçsuz kalmıştır. Ermenistan silahlı güçleri yıllar içerisinde defalarca kez taciz atışlarında bulunmuştur. 27 Eylül 2020 günü Ermeniler Azerbaycan’ın Cebrail, Tovuz, Terter, Ağdam ve Fuzuli şehirlerine bir saldırıda bulunmuş ve çok sayıda sivil hayatını kaybetmiştir. Buna karşılık Azerbaycan ‘Demir Yumruk’ ismi verilen bir operasyon başlatmıştır. 44 gün süren II. Karabağ Savaşı Azerbaycan’ın zaferiyle sonuçlanmış, Ermeni güçlerinin yaklaşık 30 yıldır işgal altında tuttuğu Azerbaycan toprakları özgürlüğe kavuşmuştur: 5 il, 4 kasaba ve 286 köy kurtarılmıştır.  Azerbaycan ordusu bu savaşta 2908 şehit vermiştir. Bu durumun anısına operasyonun başladığı 27 Eylül günü Şehitleri Anma Günü ilan edilmiştir.

Savaş Suçu Nedir?

Askeri veya sivil, kişi veya kişilerin, savaş kanunlarını ihlal nedeniyle uluslararası ceza hukuku çerçevesinde yargılanıp cezalandırılabileceği suçlar, savaş suçu olarak tanımlanır. Sivillere kasten saldırılamaz. Sivillerin öldürülmesi, kötü muameleye tabi tutulması, zorla çalıştırılması kamu ve özel kişilerin mallarının yağmalanması savaş suçu teşkil etmektedir. Aynı zamanda sivillerin hayatta kalmaları için önem taşıyan altyapılara da saldırılamaz. Okullar, hastaneler, konut alanları ve temel olarak sivillerin günlük yaşamları için ihtiyaç duyduğu her şey bu kapsama girer. Savaş esirlerinin öldürülmesi ya da kötü muameleye tabi tutulması, rehinelerin öldürülmesi gibi eylemler de savaş suçu olarak kabul edilmiştir.

Güvenliğin ihlali, çatışma esnasında kabul edilmiş prosedürlerin ve kuralların çiğnenmesi de (ateşkes vb.) savaş suçu kapsamına girmektedir. Savaş esirlerine ve sivillere karşı kötü davranmak savaş suçu oluşturan davranışlar arasında yer almıştır. Cenevre Konvansiyonu'na göre anti-personel kara mayınları, kimyasal veya biyolojik silahlar gibi bazı silahlar yasaklanmıştır. Bu arada savaş suçları toplu katliam ve soykırım olaylarının bir parçası olmakla birlikte, bu tip suçlar genel olarak uluslararası insani hukuk çerçevesinde insanlığa karşı suçlar kapsamına girmektedir.

Lahey Sözleşmesi’nin 27. ve 56. maddeleri ile ibadet amaçlı kullanılan binalar, eğitim binaları, tarihi binalar ve eserlerin amaçsız şekilde tahrip edilmesi, savaş suçu sayılmıştır. Cenevre Sözleşmesine göre de sivil binalar ve hastaneler gibi yerlerin özel olarak korunması gerekmektedir.  İnsani yardımları, sağlık hizmetlerini ve günlük yaşam olanaklarını imkansız hale getirmek bir ilgilileri pes etmeye zorlamak yerine bir toplumu pes ettirip topraklarını terk etmeye zorlamak anlamını taşımaktadır. Uluslararası savaş hukuku bu tür saldırıları savaş suçları, insanlığa karşı suçlar veya barışa karşı suçlar kategorilerinde ele almıştır.

Karabağ’da Ermeni güçleri yıllarca kendi ırkçı planları çerçevesinde demografik bir değişim sağlamak için çok sayıda masum insanı katlederek alenen savaş suçu işlemiştir. Bölgenin sözde Ermeni yerleşimi olduğu iddialarını kanıtlamak için etnik temizlik, korkutma ve yerinden etme gibi yöntemler kullanmıştır. Bu katliamlardan öne çıkanların ayrıntılarına bakmak gerekir.

Hocalı Katliamı

Karabağ’ı, Azerbaycan’dan koparmak isteyen Rus destekli Ermeni güçleri 28 Aralık 1991 tarihinde Hankendi’yi işgal edip sözde Dağlık Karabağ Cumhuriyeti’ni ilan etmiştir. İşgale devam eden Ermeni güçleri, diğer Azerbaycan şehirlerine yönelik de saldırıya geçmiştir.

25 Şubat 1992 tarihinde saldırılarını yoğunlaştıran Ermeni güçleri, gece vakti, Rus ordusunun o zaman Hankendi'de bulunan 366. motorize alayının da yardımı ile saldırıya geçmiştir. Sadece işgalle yetinmemiş, sivilleri toplu şekilde katlederek ve esirlere acımasızca işkence yaparak 20'nci yüzyılın en kanlı katliamlarından birine imza atmıştır. Hankendi şehrini ele geçiren Ermeni güçleri için bir sonraki hedef Hocalı olmuştur. Ermeni güçlerinin işgal ettiği Hocalı, 936 kilometrekarelik alana sahip, 2 bin 605 ailenin, toplam 7 bin kişinin yaşadığı bir yerleşimdir. Bölgenin etrafındaki bütün yolları kapatan Ermeniler, kasabanın tüm ikmal ve yardım hatlarını keserek abluka altına almıştır. Hocalı'nın diğer bölgelerle tek bağlantısı olan hava ulaşımı ise, 28 Ocak 1992'de Şuşa Ağdam seferini yapan helikopterin Ermeniler tarafından düşürülmesiyle ortadan kalkmıştır. Ablukanın ardından saldırı başlatılmıştır. Saldırıya geçen Ermeniler, Sovyet Rus 366. motorize alayının bütün araçlarını kullanarak şehri iki saat boyunca asker-sivil ayrımı gözetmeksizin top ve tank ateşine tutmuştur.

Saldırıda 63’ü çocuk, 106’sı kadın olmak üzere 613 kişi hayatını kaybetmiştir. Aralarında 68 kadın ve 28 çocuğun da bulunduğu 150 esirden ise bir daha hiç haber alınamamıştır. Azerbaycan Meclisi, 1994 yılında düzenlenen bir oturumla, 613 vatandaşının katledildiği hadiseyi, 'Hocalı Soykırımı' olarak kabul etmiştir. Böylece bu katliam literatüre Hocalı Soykırımı olarak geçmiştir. Katledilen kişilere yapılan otopsi ve incelemelerde cesetlerin birçoğunun insanlık dışı muameleye maruz kaldığı ve işkence görerek öldürüldüğü anlaşılmıştır.

Hocalı'da yaşananlar Meksika, Macaristan, Pakistan, Kolombiya, Çek Cumhuriyeti, Bosna Hersek, Honduras, Peru, Sudan ve İslam İşbirliği Teşkilatı tarafından da soykırım olarak tanınmıştır. ABD'de ise 16 eyalet meclisi, yaşananları soykırım olarak tanımlamıştır.

İnsan Hakları İzleme Örgütü (Human Rights Watch), katliam olarak kayıtlara geçirmiştir. Birleşmiş Milletler açısından baktığımızda ise resmi bir karar alınmamıştır. Azerbaycan kaynakları, Rusya'nın, BM Güvenlik Konseyi'nin bağlayıcı herhangi bir karar almasını engellediğini belirtmiştir. Ancak 1993 yılında BM Genel Kurulu, Ermenistan'ı kınamıştır.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin (AİHM) 22 Nisan 2010 tarihli kararında, Hocalı'da yaşananlar, savaş suçları veya insanlık aleyhine suçlarla eşdeğer eylemler olarak görülmüştür.

Berde Füze Saldırısı

II. Karabağ Savaşı sırasında 27-28 Ekim 2020 tarihlerinde Ermeni güçleri ateşkesi ihlal ederek Azerbaycan sivil yerleşim birimlerine saldırı gerçekleştirmiştir. İlk saldırıda 4 sivil hayatını kaybetmiş, 13 sivil ise yaralanmıştır. İkinci saldırıda ise 22 sivil hayatını kaybetmiş, 60 sivil yaralanmıştır. Bir başka saldırıda ise Ermeniler, Berde kentine bağlı Karayusuflu köyünü misket bombasıyla vurmuştur. Berde 40 bin nüfuslu ve çatışma bölgesine yaklaşık 20 km uzaklıktadır. Ayrıca saldırı yapıldığı sırada ateşkes görüşmeleri yapılmaktaydı.

Misket bombalarının kullanımı Cenevre Sözleşmesi'ne aykırıdır ve uluslararası insan hakları ihlali olarak kabul edilmektedir. Misket bombası, genellikle büyük bir mermi içinde birçok küçük parçaya sahip bir patlayıcı içeren bir tür mühimmat türüdür. Bomba içinde bomba olarak bilinen misket bombaları uçaktan ya da havan toplarıyla atılmaktadır. Misket bombası atıldığında, içindeki patlayıcı misketler çevreye yayılır ve geniş bir alana zarar verebilir. Bu bombalar genellikle hava araçlarından veya topçu sistemlerinden atılır. Sivil kayıpların ve savaş sırasında kullanılan silahların sivil nüfusu koruma yükümlülüğü, uluslararası hukukun bir gereğidir.

Uluslararası İnsan Hakları Hukuku ve Uluslararası İnsancıl Hukuk kuralları çerçevesinde, savaş sırasında kullanılan silahların sivilleri koruması gerekmektedir. Misket bombalarının kullanımı, özellikle sivil kayıplara ve çevresel zararlara yol açabileceğinden, uluslararası toplumda endişe ve eleştirilere neden olmuştur. Bazı ülkeler ve sivil toplum örgütleri, misket bombalarının kullanımını kınayarak uluslararası yasaların ve insan haklarının ihlali olduğunu iddia etmişlerdir. Bu nedenle, misket bombalarının kullanımını sınırlamaya veya yasaklamaya yönelik adımlar atmışlardır. Berde’de kullanılan misket bombaları açıkça insan haklarının ihlalidir.

Gence Füze Saldırısı

Ermeni ordusu, Azerbaycan’ın ikinci büyük kenti olan Gence'ye 4-8-11-17 Ekim 2020 tarihlerinde balistik füzelerle saldırı düzenlemiştir. Ermeni güçleri tarafından fırlatılan füzeler Gence kentinde sivil yerleşim yerlerini vurmuştur. 25 sivil hayatını kaybetmiş ve 125 kişi yaralanmıştır. Azerbaycan hükümeti 3. saldırıyı bir soykırım eylemi olarak tanımlamıştır. 3. Saldırı, yapılan bir ateşkesin hemen ardından gerçekleşmiştir. Gence’de yaklaşık 350 bin kişi yaşamaktadır ve çatışma bölgesine 97 km uzaklıktadır. Gence füze saldırısı, sivillerin bulunduğu bölgelere yapıldığı için birçok sivilin ölümüne ve yaralanmasına neden olmuştur. Bu saldırılar uluslararası toplumda ciddi tepkilere yol açmış ve sivillere karşı işlenen insan hakları ihlalleri olarak kabul edilmiştir. Bu saldırı Hocalı soykırımından bu yana Azerbaycan halkına karşı yapılan en büyük saldırı olarak tanımlanmıştır.

Ayrıca II. Karabağ Savaşı sürecinde Ermenistan, Azerbaycan topraklarında karşı giriştiği saldırılarda 100 kadar sivili katletmiş, 400’den fazla sivili yaralamış, 3410 ev ile 120 apartmanı tahrip etmiştir. Bu saldırılarda 512 sivil yerleşim yeri zarar görmüştür. Bununla birlikte geri çekilmeleri için Ermenilere verilen süreç içinde Karabağ’ı terk eden Ermeniler, giderken ormanları yakmış, köy ve kasabalardaki binaları ve altyapıyı tamamen tahrip etmiştir.

Sonuç

Ermeni saldırılarının tamamen haksız, adaletsiz ve insanlık dışı olduğu görülmektedir. Hocalı Katliamı açısından baktığımızda masum sivillerin önce etrafı sarılmış, şehrin düşmesi için yaşamsal ihtiyaçları kesilmiştir. Berde ve Gence saldırılarına baktığımızda ise Ermeni güçleri orantısız güç kullanarak asker-sivil ayrımı yapmadan açıkça bir savaş suçu işlemiştir. Sivil halkın mücadele azmini kırmak ve büyük bir yılgınlık ve korku meydana getirmek için seçilen bu yöntem uluslararası hukuk kurallarına ve sözleşmelere aykırıdır. Gerçekleşen saldırılarda çok sayıda kadın, çocuk ve yaşlı hayatını kaybetmiştir. Ermeniler saldırılarda çok sayıda sivil yerleşim yeri, cami, ibadethane, okul ve hastane gibi vurulması yasaklanmış yaşam alanlarını yerle bir etmiştir. Sistematik bir şekilde Azerbaycan Türklerinin en temel insan hakları ihlal edilmiştir.

Birleşmiş Milletler, Azerbaycan’ın haklılığı defalarca tescil etmiştir. Karabağ bölgesi, 822, 853, 874 ve 884 numaralı Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarıyla da doğrulandığı üzere, Uluslararası hukuka göre Azerbaycan Cumhuriyeti'nin bir parçasıdır. Bu kararlarda Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünün ve uluslararası sınırların ihlal edilemez olduğu vurgulanmış ve açıkça Karabağ'ın Azerbaycan egemenliği altında olduğu belirtilmiştir. Tüm bunlara rağmen, uluslararası çözüm süreçlerini yıllarca bekleyen Azerbaycan bir sonuç alamamıştır; milyonlarca kişi yerlerinden olmuş, ayrıca Ermeni saldırıları yıllar içerisinde devam etmiştir.