TÜRKİYE & AZERBAYCAN Dergilerimiz Röportajlar Makaleler Diaspora Sosyal Medya İnfografik Hakkımızda İletişim
CUMHURBAŞKANI İLHAM ALİYEV ŞUŞA ZAFER KURULTAYI’NDA TARİHİ BİR KONUŞMA YAPTI | Türkiye Azerbaycan Dergisi

CUMHURBAŞKANI İLHAM ALİYEV ŞUŞA ZAFER KURULTAYI’NDA TARİHİ BİR KONUŞMA YAPTI

Dünya Azerbaycanlılarının V. Kurultayı “Zafer Kurultayı” adıyla 22 Nisan 2022 tarihinde Şuşa’da yapıldı. Cumhurbaşkanı İlham Aliyev Şuşa’da düzenlenen V. Dünya Azerbaycanlıları Kurultayı’na hitap etti.

Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in Zafer Kurultayı Konuşması:

Kurultayın değerli katılımcıları, sizleri içtenlikle selamlıyorum, Şuşa’ya Karabağ’a hoş geldiniz!
Öncelikle Vatan için can veren aziz Şehitlerimizin anısına bir dakikalık saygı duruşunda bulunmanızı rica ediyorum.

Allah rahmet eylesin!

Biz savaş meydanında şehitlerimizin kanını aldık, savaş meydanında düşmandan intikamımızı aldık. Bu onların yakınları için, akrabaları için ve tüm Azerbaycan halkı için büyük bir teselli kaynağı oldu. Şehitlerimizin kanları yerde kalmadı.

Bugün Özgür Karabağ ve Özgür Şuşa’da Dünya Azerbaycanlıları Kurultayı’nı yapıyoruz. Bu Kurultayın adı Zafer Kurultayı’dır ve bu doğaldır. Çünkü tarihi Zafer’den sonra ilk kez dünyanın dört bir yanındaki Azerbaycanlılar toplanıyor, Kurultayı yapıyorlar ve genel olarak Zafer adı halkımıza çok yakışıyor. Buraya Zafer Yolu’ndan geldiniz, Kurultayın adı Zafer Kurultayı’dır. Şu anda başta kurtarılmış alanlar olmak üzere ülkenin farklı yerlerinde Zafer Müzeleri inşa ediliyor.

Bundan sonra Azerbaycan halkı sonsuza kadar muzaffer bir halk olarak yaşayacak, bundan sonra bizim devletimiz galip bir devlet olarak yaşayacaktır. Bu hepimiz için, Azerbaycan’da yaşayanlar için, Azerbaycan vatandaşları için, yurt dışında yaşayan Azerbaycanlılar için büyük bir mutluluktur. Bu tarihi misyonu gerçekleştiren kahraman evlatlarımız, tarihe, halka ve Vatan’a eşsiz hizmetler sunmuştur. Bağımsızlık döneminde yetişen gençler, vatanseverlik ruhuyla yetişen gençler bu tarihi olayı, bu tarihi müjdeyi Azerbaycan halkına bahşetmişlerdir.

Buraya geldiğimde 2001 yılında yapılan ilk kurultayı hatırladım. Bildiğiniz gibi ilk kurultay 2001 yılında büyük lider Haydar Aliyev’in girişimiyle yapıldı. Ulu Önder, derin içerikli konuşmasında elbette Karabağ sorununa ilişkin görüşlerini de dile getirerek, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü yeniden tesis edeceğini, işgal altındaki toprakların işgalden kurtarılacağını ve Azerbaycan halkının ata topraklarına döneceğini söyledi. Biz Ulu Önder’in takipçileri olarak bu sözleri gerçeğe dönüştürdük ve V. Kurultayın hazırlıklarının başında bana haber verildi ve bu kurultayın Şuşa’da yapılması gerektiğini söyledim. Eminim ki Kurultaya katılanlar da buna çok olumlu yaklaştılar ve Kadim Şuşa’ya, bizim medeniyetimizin başkenti olan Şuşaya büyük bir memnuniyet ve heyecanla geldiler. Şuşa da öz doğma yakınlarını bakın böylesine güneşli bir havayla karşılıyor. Bu da buranın bizim tarihi topraklarımız olduğunu bir kez daha gösteriyor. Doğa ve güneş bile bizimle dayanışma içindedir.

Karabağ sorununu çözmek, Cumhurbaşkanı olarak benim için önemli bir görevdi. Seçildiğim ilk günden bu güne kadar bu konunun çözümü ve çatışma sonrası dönemin Azerbaycan lehine geliştirilmesi benim için büyük bir görevdir ve tüm güçler seferber edilmiştir. Hepimiz hem Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycan vatandaşları, hem de dünyanın dört bir yanındaki Azerbaycanlılar tek bir noktaya vuruyorduk ve bir hedefe ulaşmaya çalışıyorduk. Ben diyordum ki, biz her birimiz bu mukaddes günü yakınlaştırmalıyız. Biz öz emeğimizle, kendi işimizle herkes kendi yerinde ve topraklarımızın işgalden kurtarılmasından daha önemli ve daha yüce bir görev olmadığını söyledim. Bu nedenle ordu hızlı bir şekilde inşa edildi, bu nedenle Azerbaycan modern bir orduya sahipti, genç nesil vatanseverlik, düşman nefreti, Anavatan’a bağlılık ruhuyla yetiştirildi, bu nedenle ekonomik reformlar yapıldı. 

Ben defalarca, Birinci Kurultay’dan sonra düzenlenen Dünya Azerbaycanlılarının Kurultaylarında bu işgalle asla barışmayacağımızı, ne pahasına olursa olsun ata topraklarımızı işgalden kurtaracağımızı söyledim. Ama bu sorunun savaş yoluyla değil, barışçıl yollarla çözülmesini gerçekten istiyordum. Çünkü bu sorunun barışçıl bir şekilde çözülebileceğini düşündüm. Uluslararası hukukun norm ve ilkeleri ülkemizin konumunu destekledi. Dünyanın önde gelen uluslararası kuruluşları, Azerbaycan’ın durumunu destekleyen ve adalete dayalı kararlar aldılar.

Ermenistan’ın saldırganlık politikası artık dünyadaki hiç kimse için bir sır değildi. Aynı zamanda, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki güç dengesi bizim lehimize ciddi bir şekilde değiştikten sonra, Ermeni liderliğinin sonunda bizimle rekabet edecek hiçbir kaynakları olmadığını siyasi, ekonomik veya insan kaynakları olmadığını anlayacaklarını düşündüm.

Ermenistan’ın 21. yüzyılda komşu devletin topraklarının büyük bir bölümünü işgal etmenin imkansız olduğunu sonunda anlayacağını düşündüm. Ne yazık ki, Ermeni liderliği, uluslararası toplum ve uluslararası kuruluşlar aynı fikirde değildi ve neredeyse 30 yıl süren uzun müzakereler, sadece bu işgali sürdürmeyi, Ermenistan’ın saldırganlık politikasını örtbas etmeyi ve bizi bu acı durumla uzlaştırmayı amaçlıyordu… Elbette biz buna hiçbir zaman rıza gösteremezdik ve savaş meydanındaki irademiz, kararlılığımız ve kahramanlığımız bunu bir kez daha gösterdi. Biz sadece Ermenistan ile savaş halinde değiliz. Biz sadece dünya Ermenileriyle savaşmadık, Ermenistan’ın hamileriyle de savaştık ve bu savaşı kazandık. Dolayısıyla bu zaferin tarihi önemi daha da büyüktür. Ölmeye hazır olduğumuzu kanıtladık, ölüm var, geri dönüş yok dedik. İstiklal döneminde vatanseverlik ruhuyla yetişmiş gençlerimiz ölümüne gittiler ve Vatan için Şehit oldular.

İkinci Karabağ Savaşı’nda Şehit olanların büyük çoğunluğu genç neslin üyeleriydi. Hiçbiri Karabağ’a gitmemişti, bu toprakları hiç görmemişlerdi ama yüreklerinde yaşayan milli ruh, adalet ve vatan sevgisi onları vatan için can vermeye götürdü.

21. yüzyılda savaşın nasıl yapıldığını, onurlu bir şekilde savaşmanın, modern yöntemlerle savaşmanın nasıl yapıldığını tüm dünyaya kanıtladık ve sadece 44 gün içinde Ermeni ordusu tamamen yok edildi. Ermenistan’ın tahrip edilen silah, teçhizatı ile savaş ganimeti olarak ele geçirilen silahların maliyeti en az 4-5 milyar dolar civarındadır. Ermenistan gibi fakir ülkenin bu parayı nereden bulduğu başka bir konu. Ama artık neredeyse Ermeni ordusu diye bir şey kalmamıştır. Savaş sırasında Ermeni ordusunda toplu firarlar oldu ve onların kendi itiraflarına göre Ermeni ordusunda 10.000 asker firar etmişti. Azerbaycan Ordusunda ise tek bir firari olmadı. Bu, halkımızın büyüklüğü, halkımızın zafere olan güveni, halkın ve hükümetin birliği ve tüm dünyadaki Azerbaycanlıların birliğidir. Biliyorum ki siz ve yurt dışında yaşayan milyonlarca Azerbaycanlı, kendi ülkenizdeki savaşın gidişatını yakından takip ettiniz ve aynı zamanda konuşmalarınızda, yorumlarınızda, sosyal ağlarınızda ve diğer imkanlarınızda Azerbaycan’ın gerçek sesini hem yaşadığınız ülkenin kamuoyuna ve hem de tüm dünyaya aktardınız. Buna bugün de hala ihtiyaç duyulmaktadır. Çünkü savaş bitmiş olsa da bize yönelik toprak iddiaları henüz bitmedi. Ancak eminim ki bu da bir gün bitecek.

Savaş sonrası dönemde ortaya koyduğumuz çabalarımız ve müteakip çabalarımız sonucunda Ermenistan’ın ve dünya Ermenilerinin Azerbaycan’a karşı toprak iddialarını ortadan kaldıracağımızdan eminim. Ama bugün hala bu iddialar var ve buna hazır olmalıyız. Savaş sırasında sadece 44 günde 300’den fazla kasaba ve köyü savaş alanında kurtardık.

Bu nedenle Ermenistan, 10 (9-10) Kasım gecesi kapitülasyon kararını imzalamak zorunda kaldı. 8 Kasım’da Şuşa’yı kurtardıktan sonra, Ermeni liderliği sonunda savaşı sürdürmenin onlara daha pahalıya mal olacağını anladı. Ancak, savaşın ilk günlerinde sözlerime uysalardı ve bize işgal edilen topraklardan çekilme tarih ve programını verselerdi, savaş daha erken durabilirdi. Savaş sırasında defalarca Azerbaycan halkına seslendim ve Ermeni liderliğinin topraklarımızı terk etmesi için bize tarih vermesi gerektiğini ve o anda savaşı durdurmaya hazır olduğumuzu söyledim. Böyle de oldu, ama buna mecbur kaldılar. Kırk dört gün içinde tamamen yıkılan Ermeni ordusu ve Ermeni devleti adeta çöküşün eşiğine geldi. 10 Kasım’da bir kapitülasyon anlaşmasını imzaladılar ve biz de Ağdam, Kelbecer ve Laçın şehirlerine tek kurşun atmadan geri aldık. Böylece savaşı askeri-politik yollarla çözdük. Yine tek başına, arabulucu olmadan.

Arabuluculara gelince, ne yazık ki Ermenistan’daki üst düzey yetkililer hala Minsk Grubu hakkında konuşuyor. Bence bu işe yaramaz, anlamsız bir durumdur. Minsk Grubu 2019’da fiiliyatta felç oldu. Sorunu 1992’de ele almakla görevlendirilen grup, neredeyse hiçbir sonuç elde edemedi. Şimdi, bu grubun tarihine ve eylemlerine, önerilerine baktığımızda, bu grubun sorunu çözmek için yaratılmadığını bir kez daha görüyoruz. O zamanlar biz biraz safmışız. Bu grup sorunu çözmek için değil, işgali sürdürmek için kurulmuş. Minsk Grubu eşbaşkanlarında Ermeni lobi grupları çok etkili. Bu nedenle bu Minsk Grubu’ndan 28 yıldır hiçbir sonuç alınamadı.

2019 yılında grubun faaliyetleri neredeyse durdu. Bunun nedeni, Ermenistan’ın yeni liderliğinin çok tuhaf davranışıydı. Çünkü 2018’de Ermenistan’ın yeni liderliği iktidara geldiğinde hem Minsk Grubu’nda hem de açıkça söylemeliyim ki, artık suçlu cunta rejiminin devrildiğine ve yeni nesil politikacıların iktidara geleceğine dair umutlarımız vardı. Azerbaycan ile mücadele etmek veya savaşmak imkanları olmadığını anlayacaklardı. Yaklaşık bir yıl süren aktif müzakereler bu fikri güçlendirdi. Ancak 2019’da Ermeni liderliği tamamen farklı bir pozisyon almaya başladı. Ermeni liderliğinin dile getirdiği saçmalık, müzakere sürecini adeta noktaladı. “Karabağ Ermenistan’dır ve NOKTA” dedikleri an müzakere süreci sona erdi ve bu açıklamanın ardından benimle görüşen Minsk Grubu oldukça belirsiz bir durumdaydı. Çünkü bu açıklamadan sonra herhangi bir görüşme yapmak mümkün değildi. Çünkü görüşmelerin özü işgal altındaki toprakları kurtarmaktı.

Aslında, Minsk Grubu o zamandan beri görüntü vermek adına bile olsa herhangi bir adım atamadı. Ancak Ermeni liderliği daha da ileri gitti. Ondan sonra bize karşı açık tehditler dile getirildi. Yeni topraklar için yeni bir savaşla tehdit edildik. Ama yine de uluslararası toplum sessizdi. Bu açık bir tehditti. İşgalci gücün işgal ettiği devlete yönelik bir başka tehditti. Yani başka bir işgalle tehdit edildik. Ancak ne BM, ne AGİT, ne diğer örgütler ne de Minsk Grubu açıklama yapmadı. Elbette bundan ilham alan saldırgan daha da azgın hale geldi ve aslında Ermenistan’ın onlarca yıldır icat ettiği mitolojiye inanmaya başladı. Biz bu mitolojiyi yerle bir ettik, düşmanı yurdumuzdan 44 günde kovduk, Ermenistan önümüze diz çöktü, başını eğdi, kapütilasyon aktını imzalamak zorunda kaldı, yardım istedi ve bugün de aynı durumdadır. Bugün bile çalmadığı kapı kalmadı, çünkü Azerbaycan bizi tehdit ediyor, Azerbaycan bizi burada boğmak istiyor. Biz görevimizi yerine getirdik. Başka devletlerin topraklarında gözümüz yok, hiç olmadı. Ama biz toprağımızı kimseye vermeyiz ve İkinci Karabağ Savaşı bunu bir kez daha kanıtladı.

Çatışmayı bitiren Azerbaycan askeridir, kahraman Azerbaycan askeridir. Savaşın son perdesi burada Şuşa’da gerçekleşti. Kahraman asker ve subaylarımız sarp kayalıkları tırmanarak burada tank ve toplarla donanmış Ermeni ordusunu süngü savaşında yerle bir ettiler. Şuşa Zaferi’nden sonra aslında Ermenistan buna direniş denilebilirse sadece bir gün direniş göstermeye çalışmış ve 9 Kasım’da kapitülasyon aktını imzalamaya hazır olduğunu belirtmiştir.

Savaşta onurlu bir şekilde savaştık ve savaş sonrası dönemde de onurlu davranıyoruz. Çatışma sonrası dönemin sonuçları hakkında şimdiden konuşabiliriz. Çünkü bir kez daha söylemek istiyorum ki, 44 günde elde ettiğimiz zafer birçokları için beklenmedikti. Askeri uzmanlar, politikacılar, bu konuyla ilgilenen çeşitli kuruluşların temsilcileri bize her zaman Azerbaycan’ın bu savaşı kazanamayacağını söylediler. Çünkü bu 30 yılda Ermenistan işgal altındaki topraklarda tahkimat ve savunma hatları inşa etti. Aynı zamanda Karabağ’ın doğal rölyefi öyle ki toprakları özgürleştirmek zor olacak. Birçok kayıp olacak, ancak sonuç olarak tüm bu varsayımların hepsi çöktü.

Azerbaycan halkının kararlılığını, Azerbaycan askerinin gücünü, vatan sevgisini görmezden geldiler. Evet, bazı yerlerde beş, bazı yerlerde altı savunma hattı yapıldığı, tahkimat yapıldığı, dikenli tel, demir parçaları vb. doğrudur. Bölgenin coğrafyası bizim için çok elverişsizdi. Bütün bunlara rağmen, en az kayıpla, Ermeni ordusundan iki üç kat daha az kayıpla tarihi görevimizi yerine getirdik ve burada, tarihi şehrimizde son noktayı koyduk.

Bugün Şuşa’ya gelen herkes, her bir Azerbaycanlı, Şuşa’nın bir Azerbaycan şehri olduğunu görüyoruz. Öyle olmasaydı Şuşa bu kadar yıkık durumda olmazdı. Siz, şimdi buraya gelen misafirler, savaştan bir buçuk yıl sonra geliyorsunuz. Savaştan hemen sonra gelseydiniz durumu görürdünüz. Halen de bakımsız durumdadır. Ancak Şuşa restore ediliyor, Şuşa ihya ediliyor ve Şuşa’nın ihyası ile ilgili çalışmalar çok büyüktür ve bu konuda size bilgi verilecektir.

Bu şehir Ermenilerin olsaydı Şuşa bu kadar bakımsız ve dağılmış halde olur muydu? Burada toplam 1.800 kişi yaşıyordu. Aslında, bunların da yüzde 90’ı askerler ve onların aile üyeleriydi. Burada ayakta kalan tek bir tarihi yapı kalmamıştır. Ermeniler de 17 pınardan 17’sini de kuruttular, camilerimize hakaret ettiler, yıktılar, saraylarımızı yıktılar. Yani, burada tek bir yeni bina inşa edilmedi. Doğal kaynaklarımızı sömürdüler ve sadece Şuşa değil, diğer tüm şehirler aynı durumda. Yabancı uzmanlar ve gazeteciler tamamen yıkılan Ağdam’ı Hiroşima’ya benzetiyorlar. Evet, Hiroşima atom bombası ile yok edildi. Ağdam ve diğer şehirler Ermeni vandalizmi sonucunda yerle bir edildi. Birinci Karabağ Savaşı’nın sona ermesinden bu yana geçen 30 yılda, uluslararası kuruluşlara göre binalar yıkıldı, taşındı ve satıldı. Mezarları kazdılar ve ölülerin altın dişlerini çıkardılar. Yani Ermenistan ve Ermeni halkı bu vahşet nedeniyle dünya çapında küçük düşmüştür. Bu nedenle, kurtarılmış topraklara gelen her ziyaretçi Ermeni vahşetini görür ve görmelidir.

Görülmelidir ki, biz sadece işgalciyi değil, Nazileri de yok ettik. Birinci Karabağ Savaşı’nda, İkinci Karabağ Savaşı’nda, iki savaş arasındaki dönemde tüm eylemleri faşistti. Savaş zamanında bizim barışçıl şehirlerimizi balistik füzelerle vurmak, sivil insanları yok etmek faşizm değil de nedir?

Toçka-U, SCUD ve İskender-M füzeleri Şuşa’yı vurdu. Karlar eridikten sonra şehrin merkezindeki Şuşa’da İskender-M füzesinin kalıntıları bulundu ve Ermenistan’ın yasaklanmış ve kendilerinde olmayan bu ölümcül silahı kullandığını bir kez daha kanıtladık. Buna inanmayanlar gelip Askeri Ganimetler Parkı’ndaki İskender-M füzesinin kalıntılarını görebilirler.

Biz faşizmi yok ettik. Güney Kafkasya’yı faşizmden kurtardık. Ancak hala faşizmin tezahürleri var, Ermenistan’da bazı çevreler ve dünya Ermenileri, yurt dışında yaşayan Ermeniler hala bizi tehdit etmeye çalışıyorlar. Ancak İkinci Karabağ Savaşı’nın tarihi onlar tarafından unutulmamalı. Gücümüzü artırdık. Bir buçuk yıl boyunca ordu inşası alanında birçok çalışma yapıldı. Bu eserlerin bir kısmı kamuoyuna sunuldu, bir kısmı da elbette kamuoyu ile paylaşılmadı. Ama herkes bilsin ki bugün Azerbaycan Ordusu her görevi yerine getirebilir. Hem muharebe kabiliyeti ve milli ruh, hem de moral, silah, teçhizat, yeni muharebe birimlerinin yaratılması tüm bu hazırlıkları tam olarak Ermeni faşizminin tezahürleri olduğu için yapıyoruz bir daha olursa, Ermeni faşizmini ezmeye hazır olmalıyız. Ermenistan bunu biliyor, iyi anlıyor ve asla unutmamalıdır.

Bundan sonra sadece güçleneceğiz ve savaş sonrası dönem bunu bir kez daha göstermiştir. Gerek toprakların restorasyonu gerekse uluslararası düzeyde attığımız adımlar gücümüzü gösterdi. Çünkü savaş sonrası dönem çok hassas bir dönem ve bir buçuk yıl sonra bu zorlu sınavı onurla geçtiğimizi tam bir güvenle söyleyebiliriz. Önde gelen uluslararası örgütler, savaş sonrasının gerçeklerini kabul ettiler. BM, Şuşa’da uluslararası bir etkinlik düzenledi. Avrupa Birliği şu anda Azerbaycan ile Ermenistan arasındaki normalleşme sürecinde çok aktif. Minsk Grubu’nu çok iyi anlayan AGİT artık yok. Birkaç ay önce, hatta Rusya-Ukrayna savaşından önce, Minsk Grubu’nun ne yapacağını sorduğum doğrudur. 2022’nin 30. kuruluş yıl dönümü olduğunu söyledim. Yıldönümünü kutlayacaklar ve sonra emekli olacaklar. Ancak Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından sonra herhangi bir yıl dönümünü kutlama fırsatı bulamadılar.

Diğer uluslararası örgütler örneğin başkanlığını yürüttüğümüz Bağlantısızlar Hareketi, İslam İşbirliği Teşkilatı, önde gelen tüm uluslararası örgütler bizim pozisyonumuzu desteklediler ve çatışma sonrası gerçekleri kabul ettiler.

Şimdi 3+3 formatındaki beş komşu ülke artık bir işbirliği formatı oluşturmuş durumda. Tüm komşu ülkeler çatışma sonrası gerçekleri kabul ettiler. Bu, büyük güçler tarafından bana gönderilen mektuplarda açıkça belirtilmiştir. Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, ABD Başkanı, İngiltere Başbakanı. Yani biz bu aşamayı çoktan geçtik ve bundan sonra Azerbaycan-Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi konusu gündemdedir. Yine de bu gündemi biz belirledik. Yaşanan tüm acı anlara, işgale, yapılan tüm vahşetlere rağmen bölgenin geleceği için buna ihtiyaç olduğuna inanıyoruz ve bir barış gündemi sunduk ve Ermenistan’dan herhangi bir yanıt gelmedi. Uluslararası kuruluşlar da buna çok az ilgi gösterdi. Bu nedenle biz kesin olarak beş özel ilkeden oluşan bir öneri ortaya koyduk ve Ermenistan bu beş ilkeyi kabul etti. Böylece Ermeni liderliği, Azerbaycan’ın toprak bütünlüğünü tanıdığını ve Azerbaycan üzerinde herhangi bir toprak iddiası bulunmadığını ve bundan sonra da olmayacağını resmen beyan etmiştir. Bunun çatışma sonrası dönem için önemli bir an olduğunu düşünüyorum ve bu beş ilke temelinde müzakere etmeyi amaçlıyoruz.

Şu anda iki ülkenin dışişleri bakanları, bakanlıkların çalışma grupları oluşturuyor ve yakın gelecekte somut görüşmelerin başlatılması ve görüşmelerin uzatılmaması gerektiğini düşünüyorum. Çünkü beş ilkeye dayalı bir barış anlaşması imzalanacak. Böylece anlaşma metni bir an önce hazırlanıp imzalanabilir ve böylece Ermenistan ile Azerbaycan arasında diplomatik ilişkiler de dahil olmak üzere ilişkiler kurulabilir. Bu teklifi yapmakla bir kez daha iyi niyetimizi gösteriyoruz ve tekrar ediyorum, öngörü gösteriyoruz.

Ermenistan’daki ara sıra başkaldıran rövanşist güçler, bunun Ermenistan için tek çıkış yolu ve belki de son şans olduğunu bilmelidir. Eğer kabul etmezlerse Ermenistan’ın toprak bütünlüğünü tanımayacağız, bunu resmen ilan edeceğiz. İkinci Karabağ Savaşı’nın sonuçları göz önüne alındığında, Ermeni tarafı bu adımın nelere yol açacağını iyi anlamalılar.

Ama yine, tüm bu olumlu noktalara rağmen, her birimiz Azerbaycan hükümeti, büyükelçilikler, diaspora örgütleri, tüm aktivistler yeni gerçekleri dünya kamuoyuna aktarmalıyız. Siz, yurt dışında yaşayan Azerbaycanlılar, bu alanda daha büyük imkanlara sahipsiniz. Son yıllarda gerek İkinci Karabağ Savaşı’nda gerekse ondan önceki dönemde diaspora teşkilatlarımız oldukça aktif hale geldi. Ermeni radikal grupları bizim yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızdan sayı olarak fazla olmalarını da kullanarak vatandaşlarımıza karşı fiziksel saldırılarda bile bulundular. Ancak buna rağmen Azerbaycanlılar hiçbir yerde geri adım atmadılar ve sözlerini de esirgemediler.

Yani, eğer mümkünse, yaşadığınız ülkelerin kamuoyuna, hem Azerbaycan gerçekleri, hem de çatışma sonrası dönem ve Azerbaycan tarihi hakkında bilgilendirmeler yapmak lazımdır. Bence bu çok önemli. Çünkü herhangi bir ihtilafın siyasi ve diğer yollarla çözümü için tarihsel faktörler her zaman çok önemlidir. Tarih göz önündedir. Derin tarihe gitmeye gerek yok. XIX yüzyılda imzalanan anlaşmalar hakkında uluslararası toplumu bilgilendirmek yeterlidir. Kürekçay, Gülistan, Türkmençay barış anlaşmaları. Bu anlaşmalarda Ermeni nüfusundan hiçbir şekilde bahsedilmiyor. Kürekçay anlaşması, adı geçen İbrahim Halil Han Şuşalı ve Karabağlı tarafından imzalandı. 19. yüzyılın bu tarihi olaylarından sonra Ermenilerin Karabağ’a kitlesel göçü başlamıştır. Bu bir sır değil ve dünya topluluğu ve uzmanlar bunu zaten biliyor ve genel kamuoyunun da bunu bilmesinde fayda var. Azerbaycan halkına karşı yapılan haksızlıklar hakkında uluslararası topluma bilgi vermeliyiz. XIX ve XX yüzyılın başlarında Ermenilerin Azerbaycan topraklarına yeniden yerleştirilmesi. Zengazur’un 1920 yılında Sovyet hükümeti tarafından Azerbaycan’dan koparılıp Ermenistan’a teslim edildiği de tarihi bir gerçektir. Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti’nin Erivan’ı bundan iki yıl önce Ermenistan’a bağışlaması belgelenmiş bir gerçektir. 1921’de Sovyet hükümeti bize karşı başka bir provokasyon hazırlıyordu.

Zengazur Kasım 1920’de elimizden alındı ve bir yıl sonra Kafkas Bürosu Karabağ’ı da bizden almak istedi. Ancak kabul edilmedi ve Dağlık Karabağ’ın Azerbaycan’ın bir parçası olarak kalmasına karar verildi. Bununla birlikte, bir buçuk yıl sonra, 7 Temmuz 1923’te Azerbaycan topraklarında Dağlık Karabağ Özerk Bölgesi’nde tamamen asılsız, suni bir kurum olarak yaratıldı.

Bunun hiçbir temeli yoktu. O zaman, bugünkü Ermenistan’da yaşayan Azerbaycanlıların sayısı, Karabağ’da yaşayan Ermenilerin muhtemelen iki katı kadardı. Ama nedense bu özerk bölge orada değil, burada yaratıldı. Onu yarattılar ve aynı zamanda Şuşa’yı Ermeni yapmak için kadim Azerbaycan Şuşa kentini de içine aldılar. Çünkü Şuşa tek bir kale olarak kaldı ve çok iyi biliyorsunuz ki Şuşa’ya giden bütün yollar Ermenilerin yaşadığı yerlerden geçiyor. Yani Şuşa’ya gelmek için Ermenilerin yaşadığı köylerden geçmek gerekiyordu. Şimdi biz zafere yolunu yaptık. Askerlerimiz ve subaylarımız o dağın, vadinin ve ormanın içinden ayaklarıyla zafere giden yolu açmışlardır. Şuşa’yı elimizden almak ve Ermenileştirmek için Şuşa’yı bu yapay özerk bölge içine dahil ettiler. Amaç provokasyondu. Ama ne kadar uğraşırlarsa uğraşsınlar alınmadı. Şuşa o dönemde milli ruhunu her zaman korumuş ve işgal sırasında Ermeniler Şuşa’yı Ermenileştiremediler.

Sonra 1940-1950 yıllarında Azerbaycanlıların Ermenistan’dan toplu olarak sürgün edilmesi, halkımız için büyük bir trajedi ve büyük bir haksızlıktı. Azerbaycanlılar, tarihi topraklarından Azerbaycan’ın Mil-Muğan bölgesine zorla göç ettirildi. İkinci Dünya Savaşı’nda 300.000 Azerbaycan evladının savaşa gitmesi ve geri dönmemesi Azerbaycan’a karşı yapılmış soykırımdı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Sovyet Ordusu’nun yakıtının yüzde 90’ını Azerbaycan sağladı. Azerbaycan olmasaydı, Azerbaycan petrolü olmasaydı Sovyetler Birliği savaşı kazanamazdı ve Azerbaycan’ın İkinci Dünya Savaşı’na yaptığı o kadar katkılara rağmen savaştan sadece 3-4 yıl sonra halkımıza yapılan bu adaletsizlik nasıl bir ahlaka sığar?

Bu tarihtir. Bu tarihi bilmemiz gerekiyor. Bu tarihi bilmeden 1980-1990 tarihi eksik kalacaktır. 1980’lerin sonlarında başlayan ayrılıkçı eğilimler, Karabağ’ın büyük bölümünü Azerbaycan’dan fiilen kopardı. Sovyet döneminde yaptılar. Özel bir yönetim komitesi kuruldu ve Moskova’dan Ermeni yanlısı birisi buraya atandı. Bundan sonra yaşanan tarihsel süreçler de bilinmektedir. İki yüzyıl boyunca halkımız tüm bu acıları yaşadı ve sonunda söz sahibi oldu. Sonunda, düşmanın başını bir “demir yumruk” ile ezdi ve tarihi adaleti ve ulusal saygınlığı yeniden kazandı. Bu nedenle bu tarihi gerçeklerin diaspora örgütlerinin her zaman gündeminde olması çok önemlidir.

Elbette yurt dışında faaliyet gösteren diaspora örgütlerimizin Azerbaycan ile sürekli temas halinde olmaları, Devlet Komitesi ile temas halinde olmaları ve farklı ülkelerde faaliyet gösteren diaspora kuruluşları arasındaki koordinasyonun gelişmesi beni çok mutlu ediyor. Bu da çok önemlidir. Elbette hepimiz Azerbaycan’da yaşayan Azerbaycanlılar yurt dışında yaşayan Azerbaycanlıların tarihi anavatanlarına sıkı sıkıya bağlı olmasını istiyoruz. Her Azerbaycanlı, ailesiyle birlikte yılda en az bir kez Azerbaycan’a gelse, özellikle de kurtarılmış topraklara gitmek için harika olurdu. Bugün kurultay Şuşa’da yapıyoruz. Ancak kurtarılan alanlar 10.000 kilometrekareden fazla ve şu anda güzergahlar açılıyor ve havalimanları yapılıyor. Bu nedenle, varış ve ayrılış çok uygun olacaktır.

Tabii ki ikinci ve üçüncü nesil Azerbaycanlıların kendi kültürlerine bağlanmasını istiyoruz. Tabii ki, bu kolay bir iş değil. Burada öncelikle Azerbaycan dilini bilmeleri gerekir. Burada Azerbaycan dilini sadece ailelerde yaşatmak elbette mümkün ama yeterli değil. Bu nedenle Azerbaycan okullarının ve Pazar okullarının açılmasına her zaman yardımcı olmaya hazırız. Aslında, yapıyoruz. Belki de bunu daha organize bir şekilde yapmalıyız. Çünkü ana dil ana faktördür. Ana dil, tüm Azerbaycan vatandaşlarını birleştirir.

Yurt dışında yaşayan genç Azerbaycanlılarımız, İkinci Karabağ Savaşı’nın tarihini bilmeli ve bu gerçekleri arkadaşlarına iletmelidir. Kısacası yurt dışında yaşayan Azerbaycanlılar büyük bir güçtür. Faaliyetleri ülkemiz için çok önemlidir. Faaliyetleri ve Azerbaycan gerçeklerini ortaya koymaları, Azerbaycan’ın çıkarlarının korunması elbette devletimizi güçlendirmektedir. Azerbaycan devleti olarak faaliyetlerimizde her zaman yurt dışında yaşayan Azerbaycanlıların hayatlarıyla ilgileniyoruz, temaslarda bulunuyoruz. Bu, devletler arası ilişkilerde önemli bir faktördür. Meslektaşlarımla, Azerbaycanlıların yaşadığı ülkelerin liderleriyle her zaman bu konuya dikkat ediyorum.

Şuşa’da yapılan kurultayın tarihi önemi büyüktür. Bugün Azerbaycan yeni bir döneme girmiştir. Otuz yıldır işgal altındaki bir ülke olarak yaşıyoruz. Bizim için çok zordu. Başkan olarak benim için, her vatandaş için, sizin için yurt dışında yaşayan Azerbaycanlılar için. Bu yenilginin gerçek bir temeli olmadığını biliyorduk. Sadece 1990’ların başında Azerbaycan’da meydana gelen olaylar iktidar savaşı, vatana ihanet, kalleşlikler ve diğer kötülükler bu durumu yarattı. Bu galibiyeti hak ettiğimizi biliyorduk. Tekrar söylemek istiyorum, konuşmamın başında söyledim Cumhurbaşkanı olarak asıl görevim ülkemizi güçlendirmek ve toprak bütünlüğümüzü yeniden sağlamaktı. Senin için de çok zordu. Çünkü yaşadığınız ülkelerde Ermeni diaspora örgütleri var. Ermenilerle ister istemez iletişim kuruyorsunuz, tanışıyorsunuz ya da etkinliklerde birlikte oluyorsunuz. Bu dönemin sizin için çok zor olduğunu anlıyorum. 

Ama bugün durum tamamen farklı. Bugün alnımız açık, bugün yüzümüz gülümsüyor, bugün başımız dik ve hep böyle olacak. Bundan böyle Azerbaycan halkının sonsuza kadar galip bir halk olarak, Azerbaycan devletinin de sonsuza kadar galip bir devlet olarak yaşayacağına inancım tamdır. Biz kendi toprağımızdayız, bu topraklarda dimdik ayaktayız ve bizi bu topraklardan kimse ayıramayacak.


Çok yaşa Şuşa!
Yaşasın Karabağ!
Hep birlikte: Karabağ Azerbaycan’dır!
Teşekkür ederim.